« Önceki | Sonraki »

18/10/2006

ÇAĞDAŞ TÜRK RESMİNİ YARATMAK

Dönmez'in Taksim-Kabataş metro feniküler Taksim istasyonunda bulunan kalıcı enstalasyon çalışması bir vitrin ile metroyu kullananların izlemine sunuldu. 4 buçuk metre çapındaki makaraları fonksiyonel-kinetik sanata çeviren Dönmez belki de bu anlamda dünyada bir ilki gerçekleştirerek, fonksiyonel bir makinayı kavramsal imajlı sanata çevirmiş oldu.

 

(Yücel Dönmez’in Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan makalesi)

 

ÇAĞDAŞ TÜRK RESMİNİ YARATMAK

 

Yücel Dönmez

 

Sanat ortamımızda yıllardır süregelen bir tartışma yaşıyoruz, “Acaba çağdaş sanatta gücümüzü, geleneksel sanatlarımızdan mı yola çıkarak ortaya koymamız gerekiyor?”.  Birileri, “Sanatçı içinden geleni ortaya koyar, bir başka ustayı anımsatmasının önemi yoktur” iddiasındayken, birileri de, “Mutlaka kendi öz kültürümüzden faydalanarak çağdaş duruşumuzu ortaya koymamız gerekir. Veya çok özgün bir tavır ortaya konulmalıdır” savını destekliyorlar.

 

Anadolu topraklarındaki kültür katmanlarından yola çıkarak kendi çağdaş sanatımızı ortaya koymak elbette ki kolay değil, önce belli bir birikimi ve laboratuvar çalışmasını ve kendi öz kültür değerlerimize sahip çıkmayı gerektiriyor… 

 

Edebiyatta kendi çizgimizi yakalamaya başladığımızı uluslararası başarılar ile ortaya koyabiliyoruz. Müzikte de durum böyle. Her ne kadar kopya  müzikler kafaları karıştırıyorsa da, aradan çıkan özgün yetenekli sanatçılarımız yüzümüzü uluslararası arenalarda ağartabiliyor.

 

Görsel sanatlarda nerede olduğumuzu ise ancak, kendi kültürümüzle yoğurabileceğimiz özgün işler ortaya koyarak sergileyebiliriz.

 

Kim ne derse desin, görsel sanatlarda isterseniz yüz tane çağdaş sanatlar müzesi açın, eğer ki o müzelerde bize özgün çağdaş yapıtlarımız yok ise, bizi uluslararası sanat arenasında dikkate almazlar; “Türk işi müze yapmış” der geçerler…

 

Önce ülkemizde ulusal sanatçılarımızın yetişmesi için sponsorluk müesseselerini atağa geçirmek gerekiyor. Gerçekten kendimize özgün işleri ortaya koyabilen, araştırmacı sanatçılarımızın sayılarını çoğaltabilmek açısından, sanata duyarlı herkese görev düşmektedir.

 

Anadolu’da yaşamış medeniyetler ve Osmanlı’dan arta kalan sanat eserleri nasıl ki dünya müzelerinde ilgi görebiliyorsa, bugün, geçmişteki kültür değerlerinin sentezini çağdaş bir duruş ile ortaya koyabildiğimiz zaman da aynı ilgiyi görebiliriz. Anadolu’da yaşamış medeniyetlerin devamını çağdaş bir uslup ile ortaya koyabildiğimiz zaman, uluslararası sanat platformunda bizi dikkate alacaklardır. Dünya sanat ortamları yıllardır, Osmanlı’nın torunlarının ortaya koyabileceği çağdaş yapıtların doğmasını bekliyor. Batı’dan taşımaları değil…

 

Kısacası, kendimize özgün çağdaş görsel sanatımızı doğurabilmek için, toplum olarak çaba harcamalıyız. Batı’yı daha az yansıtan çağdaş işlerin ortaya konulabilmesi için, bu yolda çaba gösterenleri desteklemeliyiz ki, görsel sanatlar alanında bir yarış başlasın.

 

Ülkemizdeki holdingleri, büyük şirketleri ve iş adamlarımızı koleksiyonculuğa alıştırmalıyız. Amerika’daki Chaese Manhattan bankasının 1900’ lü yılların başından beri toplamaya başladığı eserler, bankanın sermayesi içerisinde önemli bir miktara sahip. Bu banka sanata yatırım yapmakla, giderek sermayesini de katlamış oldu. Japonya’da da durum aynı. Avrupa’da, Avustralya’da büyük firmaların sanat koleksiyonlarına paha biçilemiyor. Diğer bir çok ülkede de görsel sanatlara yapılan yatırımlar, yatırımcılarını zengin etmiş durumda.

 

Sanata yatırım yapacak olanlar, eş dost ilişkisi güdebilen sanat danışmanlarından kurtularak, gerçekten kendilerine yatırım sağlayabilecek eserleri kovalayabilen danışmanları bulmalıdırlar. Bu da danışmanın birikimi, dünya sanatı ile olan ilgisi, deneyimleri ve en önemlisi dürüstlüğü ile ilgilidir. Bunlara sahip bir danışmanın yarına kalacak eserleri elinden kaçırması gibi bir şey düşünülemez. Bu sistemi doğru kurduğumuzda ise, her sanatçı en iyiyi ortaya koyabilmek, kendi çağdaş eserlerimizi yaratmak açısından zorlanacaktır.

 

Bu arada bazı küratör, galerici, sanat yazarları, ‘at gözlüğü’ nü çıkararak çevresine daha  geniş açı ile bakmalıdır. Bakabilirse, belki Türkiye’den de Picasso’ların çıkmasına katkıda bulunabilir…Yoksa eş dost ilişkileri ile birilerinin pompalanmaya çalışılması, ülkemizi görsel sanatlarda çağdaş seviyeye ulaştıramaz.

 

E-mail: yuc111@aol.com

16/10/2006

DEEPISM AKIMI NEDİR?

Yücel Dönmez

 

Son yıllarda dünyada çeşitli alanlarda yaşanan değişimler ile dünyanın bir derinlik kavramı içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bilimden sanata, teknolojiden tıbba kadar akıl almaz gelişmeleri izleyerek, yaşamı daha derinine sorgulayan bir dünyada soluk alma durumunda olduğumuzu görüyoruz.

 

Tıp alanında DNA’ların şifrelerinin çözülmesi, vücuda kameralar  indirerek görüntülerin elde edilmesi, kan testleri ile kanser gibi hastalıkların belirlenmesi, Viegra ve diğer ilaçlar ile erkeklerin yüzyıllardır başlıca dertlerinden biri olan ereksiyon sorununa derin bir anlamda care getirilmesi, duvarların arkasından görüntülerin elde edilmesi, uzaydaki seslerin ayıklanmasının biule mümkün olduğunun bilinmesi, evren ötesi evrenlerin keşfi gibi konuların yanı sıra, insanlığın ataisim’den metafizik felsefeye yönelmesi ile,derinine düşünce ve yaşamın artık birbirinden ayrılmaz bir parça olduğu iyice anlaşılmıştır.

 

Peki dünya bu derinliği yaşarken21 Yüzyıl ile yeni bir kavramın içine girmiş olmuyor mu? Bu kavramı sorguladığımız zaman ise karşımıza, yaşamın içinden bir derinlik akımının fışkırdığını da açıkça görebiliyoruz: dünya genellikle son 15 yıldır daha derinine bir yaşamın içine girmiş bulunuyor ve bu farklı, geçtiğimiz Yüzyıl’I oldukça aşan yaşam şekli DEEPISM’in ta kendisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Edebiyatta biyografiler best seller listelerine girmiş durumda. Artık edebiyat alanında geçmişte sır olarak saklanmış olan kişisel gizlilikler bile gündem oluşturmakta, derinine bir edebiyat olgusu ile yaşam belgelenmektedir.

Nobel ödülü bile kafalarının arkasındakileri görüntülemeye çalışanların istekleri doğrultusunda verilerek, edebiyatta da bir çarpıklığın, derinine insanların beynine çakılması sağlanabiliyor…

 

Gerçekler derinine sorgulandığı gibi, üçkağıtlar da  derinine uygulanmaktadır… 

 

Bazı konularda ve alanlarda derinine düşünüldüğünde ve derinine uygulamalara geçildiğinde,  uzlaşılmaz gibi gözüken konularda bazen haklı bazen de sözde hakmış gibi uzlaşmalara gidilebilmekte veya dayatmalarla uzlaşmalar sağlanmaktadır….

 

Deepism kavramı ile, dune kadar birer tabu halinde algılanan anlayışlar değişime uğruyor ve bugün çok normal düşüncelermiş gibi Kabul görebiliyor…

 

Siyasete soyunanların bile artık DNA’larına kadar inilmekte ve davranış biçimlerinin kendi genetik yapıları ile ilgili olup olmadığının derinliklerine inilmektedir. Bu açıdan Başkan Bush bile ele alınmış ve geçmişte Teksas eyaletinde yüzlerce idama verdiği onaylar ile sorgulanmıştır. Bugün ise Irak’da 650 bin sivilin ölümüne imza atarak, Teksas rekorunu kırılamayacak şekilde yeniden kırmıştır. Bush örneği günümüz savaşlarında da artık, bir derinlik görülmektedir ki, dibini bile bulamıyorsunuz…

 

(Devam edecek)

 

 

 

                  

(Yücel Dönmez'in katmanlardan oluşan Deepism akımı resimlerinden bir. Tuval üzerine akrilik)

 

MEDYADA DEEPISM

 

Turkish Daily News                   Wednesday, March 9, 2005

 

Turkish artist Yücel Dönmez embraces new trend

 

Turkish motifs inpire Deepism, which the artist says will carry painting to its peak

 

  Turkish artist Yücel Dönmez, who has been living in Chicago since 1980, will exhibit a fresh artistic style called Deepism in what American critics say is a new trend in the world of art. His exhibition will open on March 9 at the Istanbul Antique Art Gallery.

 

  Dönmez said Deepism, including the aspects of today's conceptual art, would carry the art of painting to its peak. He added that Deepism was also reflected in today's world in the fields of literature, medicine, physics, technology and politics.

 

  Dönmez conveys the feeling of eternity in his work by synthesizing it with the reason for our cosmic existence.

 

From traditional Turkish motifs to modern painting:

 

  American art critics and experts say Dönmez's inspiration comes from Turkish art, which he uses as a base, developing his own style and technique. Chicago Tribune art critic Alan Artner said Dönmez, with his strong technique and style, has created something new in modern painting. “It's like looking at Kandinsky or Klee's work; I don't see traces from any other artist. The same goes for Yücel Dönmez's work; I don't see traces of other artists.”

 

 

 

16/10/2006

DEEPISM

Yücel Dönmez

 

Son yıllarda dünyada çeşitli alanlarda yaşanan değişimler ile dünyanın bir derinlik kavramı içerisinde olduğu açıkça görülmektedir. Bilimden sanata, teknolojiden tıbba kadar akıl almaz gelişmeleri izleyerek, yaşamı daha derinine sorgulayan bir dünyada soluk alma durumunda olduğumuzu görüyoruz.

 

Tıp alanında DNA’ların şifrelerinin çözülmesi, vücuda kameralar  indirerek görüntülerin elde edilmesi, kan testleri ile kanser gibi hastalıkların belirlenmesi, Viegra ve diğer ilaçlar ile erkeklerin yüzyıllardır başlıca dertlerinden biri olan ereksiyon sorununa derin bir anlamda care getirilmesi, duvarların arkasından görüntülerin elde edilmesi, uzaydaki seslerin ayıklanmasının biule mümkün olduğunun bilinmesi, evren ötesi evrenlerin keşfi gibi konuların yanı sıra, insanlığın ataisim’den metafizik felsefeye yönelmesi ile,derinine düşünce ve yaşamın artık birbirinden ayrılmaz bir parça olduğu iyice anlaşılmıştır.

 

Peki dünya bu derinliği yaşarken21 Yüzyıl ile yeni bir kavramın içine girmiş olmuyor mu? Bu kavramı sorguladığımız zaman ise karşımıza, yaşamın içinden bir derinlik akımının fışkırdığını da açıkça görebiliyoruz: dünya genellikle son 15 yıldır daha derinine bir yaşamın içine girmiş bulunuyor ve bu farklı, geçtiğimiz Yüzyıl’I oldukça aşan yaşam şekli DEEPISM’in ta kendisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Edebiyatta biyografiler best seller listelerine girmiş durumda. Artık edebiyat alanında geçmişte sır olarak saklanmış olan kişisel gizlilikler bile gündem oluşturmakta, derinine bir edebiyat olgusu ile yaşam belgelenmektedir.

 

Nobel ödülü bile kafalarının arkasındakileri görüntülemeye çalışanların istekleri doğrultusunda verilerek, edebiyatta da bir çarpıklığın, derinine insanların beynine çakılması sağlanabiliyor…

Gerçekler derinine sorgulandığı gibi, üçkağıtlar da  derinine uygulanmaktadır…  

 

 

Bazı konularda ve alanlarda derinine düşünüldüğünde ve derinine uygulamalara geçildiğinde,  uzlaşılmaz gibi gözüken konularda bazen haklı bazen de sözde hakmış gibi uzlaşmalara gidilebilmekte veya dayatmalarla uzlaşmalar sağlanmaktadır….

Deepism kavramı ile, dune kadar birer tabu halinde algılanan anlayışlar değişime uğruyor ve bugün çok normal düşüncelermiş gibi Kabul görebiliyor…

 

Siyasete soyunanların bile artık DNA’larına kadar inilmekte ve davranış biçimlerinin kendi genetik yapıları ile ilgili olup olmadığının derinliklerine inilmektedir. Bu açıdan Başkan Bush bile ele alınmış ve geçmişte Teksas eyaletinde yüzlerce idama verdiği onaylar ile sorgulanmıştır. Bugün ise Irak’da 650 bin sivilin ölümüne imza atarak, Teksas rekorunu kırılamayacak şekilde yeniden kırmıştır. Bush örneği günümüz savaşlarında da artık, bir derinlik görülmektedir ki, dibini bile bulamıyorsunuz…

 

(Devam edecek)

 

Turkish Daily News

Turkish artist Yücel Dönmez embraces new trend

Wednesday, March 9, 2005


Turkish motifs inpire Deepism, which the artist says will carry painting to its peak

  Turkish artist Yücel Dönmez, who has been living in Chicago since 1980, will exhibit a fresh artistic style called Deepism in what American critics say is a new trend in the world of art. His exhibition will open on March 9 at the Istanbul Antique Art Gallery.

  Dönmez said Deepism, including the aspects of today's conceptual art, would carry the art of painting to its peak. He added that Deepism was also reflected in today's world in the fields of literature, medicine, physics, technology and politics.

  Dönmez conveys the feeling of eternity in his work by synthesizing it with the reason for our cosmic existence.

  

From traditional Turkish motifs to modern painting:

  American art critics and experts say Dönmez's inspiration comes from Turkish art, which he uses as a base, developing his own style and technique. Chicago Tribune art critic Alan Artner said Dönmez, with his strong technique and style, has created something new in modern painting. “It's like looking at Kandinsky or Klee's work; I don't see traces from any other artist. The same goes for Yücel Dönmez's work; I don't see traces of other artists.”

Dönmez's exhibition will run from March 9-30 at the Antique Art Gallery in Istanbul's Taksim district. The opening reception is on March 9 from 6:00 p.m. to 8:00 p.m.  

16/10/2006

YURDUMUN SANATINDA Kİ ÇARPIKLIKLAR…

Manavdan alış veriş ediyorum bana ne iş yaptığımı soruyor, “Ressamım” diyorum. Oradaki müşterilerden biris iyice duymamış ki manava soruyor, “Ne iş yapıyormuş?” manav yanıtlıyor, “ Ressamcıymış”.

 

Tutucu bir bölgede bir heykeltraş arkadaşıma, “putçu” diye isim takıldığını duyduğum zaman da şaşırmıştım…

 

Sonunda ‘Arabesk’ bir kültür devrimi yapmayı başardık.  Ülkemizde eline bir mikrofon geçiren sanatçı,  resim sanatına soyunan ise, ‘ressamcı’…

 

Sayın Başbakanımızın evinde çağdaş resim yok fakat, başbakanımız çağdaş sanatlar müzesinin açılışını yapabiliyor…

 

Sergimin açılışına gelen bir tanıdık resimlerime bakarak, “Bu resimlerin önünde namaz kılınır çünkü suret yok” diyebiliyor ve biz ülkemizdeki insanlarımıza bienaller yaparak kavramsal sanatı sevdirmeye çalışıyoruz. Daha sanatın ne olduğunu, temelini öğretememişiz tepeden indirme yapılıyor…

 

 (Yücel Dönmez'in DEEPISM akımı serisinden bir resmi. Tuval üzerine akrilik

  150X200 cm. Ayşegül Bayrak Galerisi koleksiyonundan)

 

Amerika’da  sanatçı olarak gittiğim okullarda öğrenciler imza alabilmek için kuyruk oluşturuyor, ülkemde sanat proğramı yapan bir televizyon çalışanına telefon ile ulaşamamanın sancısını çekiyorum… Elimizde mikrofon yok, arabesk döktüremiyoruz, henüz sanatçı olamadık(!)

 

Televizyonlarımızda sulu zırtlak şaka programları, çocuğuna eş arayanlar çirit atarken, ekranlarımız sanki gerçek sanatçılarımıza karartılmış…

 

Kaynana özelliğinden başka bir hüneri olmayanlar bile ülkemizde bir anda üne kavuşturulurken, gerçek sanatın savaşçılarından ülkemiz habersiz, onlar kaderlerine terk edilmiş…

 

Görsel sanatlarımız açısından çağdaşa soyunmuş fakat sanatçıya saygısı olmayan bazı isimlerimiz ise getirilmiş oldukları yerlerde birilerini paraları ile, fobilerini tatmin ediyor, eş dost kayırısı içinde ülkemizde müthiş(!) sanatçıların isim yapmasına katkı sağlıyorlar…

 

Gerçek sanatçının önü kesilirken, çiçek böcek resimleri yapanların bile önü açılabiliyor.

 

Sanat tarihine mal olmuş sanatçı gerekçesiz olarak bir fuara girmekten men edilirken, men edenlerin resim satışına soyunmuş oldukları ortaya çıkıyor…

 

 

Bir rant kavgası, çıkar ilişkileri ile ilgili çarpıklıklar birbirini kovalıyor ve yurdum kendine özgün çağdaş sanatını dünyaya Kabul ettirememiş… Dünya sanat platformuna girebilecek ressamımız ise ayaklarından çekenlerden kurtulamamış ki çaresine baksın…

 

Ve yakınıyoruz. “beyin göçü büyük boyutta”…

 

Elbette beyin göçü olacaktır: kendi beyinlerini insancıl açıdan kullanmaktan yoksun olanların egemen olduğu bir sanat çevresinde, sanatçı beyin ne yapabilir ki… Bu yaştan sonra her nasılsa kariyere sahip olabilme şansını yakalamış olan sanat fakirleirni eğitecek durumumuz yok ki. Kimi eğitebilirsiniz? Elbette ki iyi niyetli ve öğrenmeye açık olan beyinleri…

 

Gidin sorun bu tarif ettiğimiz konumdaki insanlara, çeteciliğe, yozlaşmaya karşı olduklarını söyleyeceklerdir. O kadar inanmışlar ki uyguladıkları çarpıklıklara…

 

Atatürk, “ Sanatsız bir milletin hayat damarlarından biri kopmuştur” derken, bir gün ülkemizde sanatın önünün kesilebileceğini, sanatçının ekmeği ile oynanacağını aklına bile getirmemiştir… 

 

“Öteki Amerika ve Türkiye” isimli kitabımda da belirttiğim gibi, vahşi kapitalizme makyaj yapmak gerek fakat ülkemizdeki uygulamasına ise bazı frenler gerekiyor ki, henüz bu freni yapacak balatalar icat edilmemiş…

 

Paraları ile sanatımızı desteklemeye soyunmuş olanlar acaba bu tür rahatsızlıkların farkında mı… Yoksa, “alın paraları sanat yapın fakat ne şekilde yaparsanız yapın!” mı diyorlar.

 

16/10/2006

SANATTA KAVRAMSALLIK VE TÜRKİYE…

Güzel sanatlar fakültelerimizin bir çoğunda öğrenciler sanat açısından kavramsal düşünmeye yöneltiliyor ve kavramsal eserler ortaya koymaları açısından yönlendiriliyor. Peki, ülkemizde hangi kavramsal eserler, hangi koleksiyonlara girebilmiş? Veya ülkemizde nüfusun kaçta kaçı kavramsal sanatın ne olduğunu biliyor…

 

 (Kar Resmi- Yücel Dönmez. Grand Park, Chicago (Bu çalışma 1975 yılında Türkiye'de Dönmez tarafından enstalasyo adına yapılan ilk çalışma olarak bilinmektedir. Dönmez ayrıca Kaçkar Dağlarında yaptığı 11 kaya heykel çalışması ile de kavramsal sanat adına ülkemizdeki ilk örnekleri dev boyutta gerçekleştirerek, bu çalışmaların adına, "Doğa Düzenlemeleri" demişti. Düzenleme sanatı bilindiği gibi dünyada 90'lı yıllarda  yeni bir sanat akımı olarak gündeme geldi ve Dönmez bu akımın adını ise 1975 yılındaki çalışmaları ile vurgulamış oldu. Eğer Türkiye'de sanat çevreleri bu çalışmalara sahip çıkabilseydi, kavramsal sanatın adının ilk vurgulandığı yer Türkiye olarak sanat tarihine geçecekti. Bu çalışmalar ile ilgili olarak Milliyet Sanat Dergisi Mart 1975 sayısına ve TRT Neslihan Gence Sanat proğramına başvurulabilir.)

 

Bazı küratörlerimize gore, tuval sanatı bitti(!) Chicago’daki ünlü Premier galerisinin 30 yıllık galeristine soruyoruz ve bakın yanıtı nasıl veriyor, “Tuval resmi bitti diye bir konu yok. Günümüzde çağdaş sanata kavramsallık bir yenilik olarak enstalasyonla girdi ve bir akım olarak devam ediyor. Bugün kavramsal sanat üreten bir çok sanatçı yine tuval resmini ve heykel çalışmalarını değişik malzemeler de katarak sürdürüyor. Görsel sanatlarda koleksiyonculuk yine tuval resmi vce görsel sanat objelerinin biriktirilmesi ile sürüyor. Kavramsal olarak üretilen işlerin bir çoğunu saklamak için ne galerilerin ne de koleksiyoncuların depoları mevcut değil. Günümüz sanat akımını yaşamak için biz de zaman zaman kavramsal sergiler açıyoruz fakat bu sergilerden kavramsal sanat satmamız mümkün değil, sadece kültür açısından günümüzdeki bu ilginç sanat akımını yansıtabilmek açısından sergiler yapıyoruz. Ayrıca toplumun yüzde kaçı kavramsal sanatı seviyor veya anlayarak izliyor, bunu da düşünmek gerekir.”

Ülkemizde kavramsal sanatın nasıl sponsor bulduğunu Amerika’daki sanat uzmanlarına anlattığımız zaman bize, “Aferin Batı’yı iyi takip ediyorsunuz” diyorlar…

 

Geçtiğimiz hafta Kadıköy’deki iskele civarındayere bağdaş kurup elimdeki bir kutu kurabiyeyi yere dizmeye başladım. Çevrede kağıt mendil satan bir kaç çocuk yanıma gelerek , “Abi be kurabiyeleri yere atacağına bize ver de yiyelim” dediler. Onlara, “Hayır ben kavramsal sanat yapıyorum bunları size veremem” dedim. Çevreden gelen meraklı gruptan birileri kendi aralarında konuşyuyorlardı, “Herhalde kafayı yemiş”. Birisi, “Sen ne yapıyorsun kardeş” dedi ona, “Kavramsal sanat yaparak, çocukların imrendikleri kurabiyeleri yiyemediklerini viurguluyorum. Bu yaptığım bir santtır” dedim.Soruyu yönelten ne yanıt vereceğini biledi ve, “Ne çatlaklar var bu dünyada” diyerek uzaklaştı. 20 dakika kavramsal sanatı anlatmak için çaba harcadım ve sadece biri iki genç, “Sanatçıdır ne yapsa doğrudur” diyerek etraftakilere saygılı olmaları çağrısında bulundular…

 

Bir bienalde sanatçının  çöp yığını oluşturarak yaptığı kavramsal eserinin temizlikçiler tarafından süpürüldüğünü ve sanatçının tazminat davası açtığını haberlerden biliyoruz. O sanatçı ne yapmak istemişti diye düşündüğümüzde , “Helhalde çevre kirlenmesini vurguluyor” diye düşündük. Olabilir sanatçı çevreciliğe de soyunabilir ama, bu tür sanat eserlerinin taval resmini, heykeli, seramiği, cam çalışmalmarını ve diğerlerini bitirebilmek gibi bir iddiası olabilir mi?

 

Elbette ki kavramsal sanatın bir değeri vardır ve ülkemizde de uygulamalıyız. Sürdürürken de sanatın diğer dallarını  hiçe saymak gibi bir fikrimiz olmamalı yoksa gülünç duruma düşeriz.

 

Tuval ressamı olarak zaman zaman kavramsal yapıtlar üretmek için de çaba göstermeliyiz, sanatın bu akımından d7a kendimizi soyutlamamalıyız ki çağdaşlığımızı  vurgulayalım. Enstalasyonun 1975 yılında Türkiye’deki örnekleri ortaya konulduğu zaman dünyada enstalasyon diye bir akımın adı yoktu ve biz, ‘Düzenleme Sanatı’ olarak bu akımın ismini de vermiş olduk. O zaman bugün konuşan kavramsalcılar nerelerdeydi?  Şimdi 1990’lı yıllarda sanatta bir kavram olarak ortaya çıkan kavramsallığın peşine  düşerek geçmişi görmezlikten geliyorlar.

 

Türkiye’de çağdaş sanat 1970’li yıllarda bazı örnekler ile başladı. Bugün ülkemizde o yıllarda yapılanlar dikkate alınmak istenmiyorsa ortada bir çarpıklık, bir uyutmaca vardır ve bunu tartışmalıyız.

 

Ülkemde DEEPISM adıyla yeni bir sanat kavramının müjdesini verdim. Medyamızda da gerektiği gibi yer buldu fakat ne var ki bu yazıda belirttiğim engeller benim de önüme çıktı ve gördüm ki ülkemde yeteneklerin önü açılmıyor aksine kesilmeye çalışılıyor... Ne adına, bir takım kişilerin kendi çıkarları adına... Ekim ayı sonunda Bizim Kitaplar tarafından piyasaya çıkarılacak olan "Öteki Amerika ve Türkiye" isimli kitabım da da bu tür konulara yer vererek, vahşi kapitalizmin Amerika'da nasıl yeteneklere sahip çıktığını, ülkemde yeteneklerin nasıl önünün kesildiğini örnekleri ile sunuyorum.

 

Eli kalem tutabilen sanat çevremizin duayenleri lütfen kitabimı okuduktan sonra kaleme sarılarak düşüncelerini yazsınlar ve bu tartışma ortamını yaratalım. O zaman inanıyoruz ki bir çok gizli kalmış çarpıklıklar da açığa çıkacaktır.