« Önceki |

1/5/2008

Sorumsuzluk insanın doğasında var. Eğitimdir farklı kılan bizle

Vatandaş caddeden karşıya geçmek için yürüyor…

Trafik sıkışık ve vatandaş caddenin ortasına geldiğinde 10 metre mesafedeki taksi şoförü gaza basıyor…

Oysa gaza basılacak bir durum yok ileride trafik durmuş…

Vatandaş taksi şoförüne eliyle yavaş olmasını işaret ediyor: taksi şoförü sinirle camdan kafasını çıkararak bağırıyor, “Burası yaya geçidi değil”…

Sanki şoförler yayalara, yaya geçitlerinde saygılıymış gibi…

Vatandaş yanıt veriyor, “Buradan geçen belki akıl hastası kardeşim!  ille de ezmek için gaza mı basacaksın?”. Taksi şoförü bir an sakinleşerek,

“o zaman başka” diyor…

Birbirimizi sevmiyoruz… Saygımız hiç yok…

Herkes sanki kendi doğrultusunda dürüst…

Bakırköy’de yaşanan kazada ambulansın çok geç gelmesini medya  üzerine basarak veriyor: sanki hep zamanında geliyormuş gibi…

Kadın tacizlerinde Pakistan gibi ülkelerden sonra Türkiye ilk sıralarda geliyormuş…  

Sanki, daha önce son sıralardaymışız gibi…

Pirinç krizi vurguncuların dayatmasıymış…

Bu haber de gündemimize oturdu…

Sanki , ülkemizde onlarca yıldır bu vurguncular yokmuş gibi…

Kaldırımda yürüyen vatandaşları ezerek öldüren otonun şoförü, frenin tutmadığını söyleyerek günah çıkarıyor…

Sanki ölenler, “ne yapalım şanssızlık işte diyerek ölümü kabul etmiş” gibi…

GS 35’ci dakikada 1-0 öne geçmiş…

Fenerbahçeliler üzgün…

Sanki hep Fener gol atmalıymış gibi…

Haberlerden Cudi dağında iki askerimizin pusuya düşürülerek, şehit olduğunu öğreniyor ve bir kez daha kahroluyoruz…

Sanki hep mutluymuşuz da…

Neye elimizi atsak çılk çıkıyor ve bu durumdan kurtulabilmek adına, “Burası Türkiye” diyoruz…

Sanki hiçbir zaman Avrupalı olamayacağız gibi…

Baykal yine genel başkan seçildi…

Baykal’a  göre hak yerini buldu…

Sanki CHP’ye Baykal’dan başkası yakışmıyormuş gibi…

Dönüp kendime soruyorum, “yahu neden Amerika’da yaşamak varken ülkene döndün ki”…

Sanki Amerika daha matahmış gibi…

İnsanoğlu her yerde aynı  sadece eğitim insanları birbirlerinden farklı kılıyor…

Osmanlı boşuna mehter takımını kurarak bir ileri iki geri dememiş…

Şimdilerde yeni bir mehter takımına ihtiyacımız var sanki: BİR İLERİ ÜÇ GERİ…

30/4/2008

UKLALIK ADINA...

Ne yazık ki sanatıma yabancı uzmanlardan göklere çıkarılan yorumlar alırken, kendi ülkemden kıskançlıklar sergileyen tepkiler görmek insanı üzüyor...

Blog'umu ziyaret eden bir izleyici, "çok ukalasınız" diye yazmış...

Onayladım...

Çiğ yemedim ki karnım ağrısın...

Siz 25 yıl Amerika gibi sanatın aslanın midesinde olduğu bir ülkede, kendi ülkenin sanatı adına savaş veriyor ve dünya literatürlerine giriyorsunuz, vatandaş, "çok ukalasınız" diye size karşılama yapıyor...

Yıllarca  susup bekledim: acaba beni algılayabilecekler mi diye...

Ne gezer, Amerika'da bulunduğum yıllarda, Türkiye'de bir çok sergi ve etkinlikler yaptım. Medyada iyi yer buldu fakat nedense sanat çevresinden beklediğim ilgiyi göremedim...

Sonra anladım ki benim gibi, ülkeme özgün bir sanat ortaya koyarak, çaba harcayanlar itiliyor...

İlle de BATI'nın poposunu tutarak ilerleyeceksiniz ki, sizi dikkate alsınlar ve kendi üç kağıtları ortaya çıkmasın...

Sanatta siz ne derseniz deyin, gerçek sanatçı er geç hak ettiği yeri bulur. Kim önünü kesmeye çalışırsa çalışsın başarılı olamaz...

Bilim adamının önü kesiliyor ülkemde, sanatçının önü kesiliyor ve sonrada oturup ağlıyoruz: beyin göçü oluyor diye...

Elbette olur...

Sen önüne konulanı yiyemez isen başkaları yemeye hazırdır...

Ve durum böyleyken  kuysura bakılmasın uklalalığın en  büyüğünü yapmamız ve birilerinin kafasına vurabilmemiz lazım ki, ne yaptığımız, nerede bulunduğumuz belki anlaşılabilsin...

Yahu arkadaşım çok ukalasınız diye yazarken hiç düşündün mü neden rahatsız olduğunu...

Orhan Pamık 'da çok ukala fakat Nobel ödülü aldı...

 

Aziz Nesin de yakından tanıdığım için biliyorum yazdıkları adına taviz vermez ve ülkenin en popüler mizahçısı olduğunu davranışıyla belli ederdi...

 

Ukala kime denir biliyormusunuz?

Ukala, hak etmediği halde böbürlenen, göklere çıkarıldığı halde daha fazla yükselebilmek adına burnunu havalara diken ve aslında yetenek açısından zayıf olan kişidir...

 

Gerçek sanatçı sanatından taviz vermez...

Ben de vermem çünkü biri Allah'ın kulu çıkıp bana, bugüne kadar benim resim dalında dünya sanatına getirdiğim yeniliği, estetiği başka bir Türk ressamının getirdiğini ve dünyada benzeri,nin olmadığını ortaya koyarsa, o zaman onun elini öperim...

 

Bir laf vardır, " sen seni bilmezsen seni kimseler bilmez" diye...

 

Ülkemde 1975 yılında kavramsal nitelikli, bugün güncel Sanat denilen sanatı dev boyutlarıyla uyguladım ve o zamanın siyah beyaz olan televizyonunda yarım saat yer aldı, Milliyet Sanat dergisinde Sayın Zeynep Oral belgeledi fakat bugün ülkemde Güncel Sanat adına ahkamlar kesen sözde sanatımızın kurtarıcıları, hatırlamak bile istemiyorlar... Çünkü ilk kendilerinin ülkemize Güncel Sanatı kazandırdıklarını iddia ediyorlar...

 

Elbetteki hatırlanmıyorsam, hatırlatacağım... Bunun ukalalıkla ne alakası var ki...

 

Blogcu'daki yerimi ihmal ettim fakat bundan sonra  zaman zaman yazacağım, yeni çalışmalarımı sunacağım ve bir çok sürprizlerle karşılaşacaksınız...

Tüm çabalarım, ülkemden de dünya çapında bir görsel sanatçı çıkabi,ldiğini kanıtlamaktır ve bunu yaparken de çok sevdiğim sanatımdan vazgeçemediğim, aşık olduğum için yaptığımı da belirtmek isterim: sanatçı doğduğumu hissediyorum ve sanatçı olarak da öleceğim, gelecekte de adımdan "sanatçı" diye bahsedilecek...

Bu da ukalalık değil, gerçeğin ta kendisi...

Gerçek olmayan ne? Bu güzelim blogda önüne gelene "ukala" diyenler...

 

 

 

21/10/2006

"ÖTEKİ AMERİKA ve TÜRKİYE"

"ÖTEKİ AMERİKA ve TÜRKİYE"

Bizim Yayınlar

28 Ekim İstanbul kitap fuarında imza günü ile tanıtılacak olan bu kitabın yeni bir gündem yaratabileceğini belirten yayınevi editörü D. Ali Gültekin kitap için, "Günümüz Amerika'sına canlı tanıklık yapan sürükleyici bir kitap. Aynı zamanda yazar Amerika penceresinden Türkiye'ye de ilginç yorumlar getiriyor.Amerikalının bile ülkesini Yücel Dönmez'in gözüyle göremediğini okurken hissederek yutkunacaksınız"...

 

Kitabın arka yüzündeki tanıtım yazısı içeriği ile ilgili mesajı belirliyor.

 

            (...) Gülü koklarken dikenini düşünmemek gibi bir şeydir amaç.(...) “Yeni Dünya” demişler adına; ve siz, o dünyaya gitmeyi, orada yaşamayı amaç ediniyorsunuz...

            Dünyaca ünlü ressamımız Yücel Dönmez’in yukarıdaki satırları bize Amerika’daki yaşam macerasının kapılarını aralıyor. Dönmez, orada yaşadıklarıyla, gördükleriyle Düşler Ülkesi (!) Amerika düşlerinden çabuk uyan(dırıl)ır. Hüzünlü bir ironiyle betimlediği Amerika’yla, yurdunu, yurdumuzu da karşılaştırır.

            Buruk bir gülümsemeyle okuyacağınız her satırda, vahşi kapitalizmin cangılında bir adım daha ilerleyeceğinize inanıyoruz.

 

19/10/2006

YÜCEL DÖNMEZ'İN BİR RESMİ...

YÜCEL DÖNMEZ'İN TUVAL ÜZERİNE AKRİLİK BİR RESMİ.

DEEISMADIYLA YENİ BİR AKIMA İMZASINI KOYAN DÖNMEZ, RESİMLERİNDE DÜNYADA HİÇ BİR SANATÇIYA AİT OLMAYAN TEKNİĞİNİ KULLANMAKTADIR.

19/10/2006

DÖNMEZ'İN BİR RESMİ...

Yücel Dönmez'in Tevfik İhtiyar Galerisi koleksiyonunda bulunan bir resmi.

Tuval üzerine akrilik. Bu resim geçtiğimiz yıl aynı galeri ile Tüyap sanat fuarında sergilendi.